GİRİŞ

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) uyarınca ifa imkansızlığı, borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşması halinde borcun sona ermesidir.

TBK kapsamındaki bir diğer düzenleme olan kısmi ifa imkânsızlığı ise, borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşması halinde borçlunun, borcun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulacağını hükme bağlamıştır.

Sözleşmelerde kural, tüm tarafların taahhüt ettiği yükümlülüğü yerine getirmesidir. Türk Hukuku da bu nedenle sözleşmeden dönme veya cayma gibi ifa yükümlülüğünün sona erme yollarını olabildiğince zorlaştırmıştır. İfa imkansızlığında ise, tarafların iradesi dışında kalan sebeplerle ifa imkânsızlaştığı için sonuçta sözleşmenin hiç kurulmamış gibi sonlandırılmasından başka çare kalmamaktadır.

İfa imkansızlığı, tanımı itibarı ile de ifadaki imkansızlığı gerektirmekte olup, ifanın aşırı güçleşmesi veya ifa halinde bir tarafın çok zor durumda kalacak olması ifa imkansızlığı anlamına gelmemektedir. İfa imkansızlığının özellikleri ve sonuçları aşağıda detaylı olarak incelenmektedir.

İfa İmkansızlığının Özellikleri

Türk Hukuku’nda kural olarak tarafların aralarında kurmuş oldukları hukuki ilişkinin şartlarına uygun olarak borçlarını ifa etmeleri gerekmektedir. Bu kapsamda borcunu ifa etmeyerek alacaklının zararına sebep olan borçlu, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Bir borcun imkânsız hale gelmesinde ise belirtilen kurala bir istisna yaratılarak, borçlunun ifanın kendisine yüklenemeyecek bir sebeple yerine getirilemeyeceğini ispatlaması halinde alacaklıya olan tazminat borcundan kurtulacağı ve sözleşmenin sona ereceği düzenlenmektedir. Burada “borçluya yüklenemeyecek sebep” hususu büyük önem arz etmektedir. Nitekim, sorumluluk borçluya yüklenebildiği anda tazminat sorumluluğu başlamaktadır.

Bir edimin imkânsız hale gelebilmesi için para borcu gibi nevi borçlardan olmaması gerekmektedir. Nevi olan mallar, yani türüyle özelleştirilmemiş ve yerine yenisi koyulabilecek mal ve hizmetler söz konusu olduğunda imkansızlaşmadan söz edilemeyecektir. İki çuval domates, bir kolye, beşyüz lira gibi özellikleri belirlenmemiş ve kendisi yok olsa bile yenisi yerine koyulabilecek (para dahil) mallarda imkansızlaşma kabul edilmemektedir. Bu durum “Nevi borcu telef olmaz” ilkesiyle ifade edilmektedir.

Buna karşılık parça borcu dediğimiz özellikleri belli ve yerine yenisi koyulamayacak cinsten mal ve hizmetlerde ise malın veya ifa edecek kişinin yok olması halinde sözleşmenin imkânsız hale geldiğinden bahsedilebilecektir. Belli bir mimarın yapacağı çizim için kurulan anlaşma, belli bir avukatın davayı yürütmesi için yapılan anlaşma, tek parça olarak üretilmiş antika bir kolyenin satışı gibi özellikleri belli ve malın yok olması veya ifa edenin vefat etmesi gibi yeri doldurulamayacak hallerde ifanın imkânsız kaldığı kabul edilecektir.

Bu nedenle TBK, borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşması halinde borcun sona ereceğini hükme bağlanmıştır. Alıcı, anlaşma sebebi ile herhangi bir ödeme yapmışsa bu paranın geri verilmesi, tarafların sözleşmenin kurulmasından önceki duruma gelmeleri gerekmektedir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, yani her iki tarafın da bir yükümlülüğü yerine getirme borcu altına girdiği sözleşmelerde, imkânsızlık sebebiyle borcundan kurtulan taraf, karşı taraftan almış olduğu edimi geri vermekle yükümlüdür. Borçlu, ifa yükümlülüğünden kurtulmakla beraber henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını da kaybeder. Alıcı, kendi borcunu borçludan önce yerine getirmiş ve ücretini ödemişse paranın kendisine iade edilmemesi halinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak dava yoluna başvurabilecektir.

İstisnalar

İfa imkansızlığı hükmüne getirilen iki tane istisna bulunmaktadır:

  • Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlarda ifa imkansızlığı söz konusu olmayacak ve borç sona ermeyecektir.
  • Borçlu, ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.

Bu nedenle yukarıda belirtilen iki durumun yaşanmaması adına sözleşmelerin gözden geçirilmesi ve zararı azaltmaya yönelik tüm hareketlerin kayıt altına alınarak delillendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Kısmi İfa İmkansızlığı

Kanunun kısmi ifa imkansızlığına dair düzenlemesi, borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşması halinde borçlunun, borcun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulacağını hükme bağlamıştır. Yani borcun tamamı sona erdirilmemekte fakat imkansızlaşan kısım bakımından ne borçlunun ifası ne de alıcının ödemesi beklenmektedir. Bir kısmı hala ifa edilebilir bir borçtan söz edilebilmesi içinse bölünebilir bir borcun söz konusu olması gerekmektedir. Bölünebilir borç, parçalara ayrılması halinde varlık ve niteliğinde veya ekonomik değerinde esaslı bir değişme söz konusu olmayan edimdir. Borç, bölünemez nitelikteyse kısmi ifadan zaten bahsedilemez. Araba buna örnek gösterilebilir. Arabada kısmi ifa gibi bir durumdan söz edilemez. Fakat bir eser sözleşmesi çerçevesinde üretilen takı setinin parçası olan bir yüzüğün telef olması bütün sözleşmeyi ortadan kaldırmayacaktır. Takı setinin parçası olan kolye ve küpeler yönünden ifa hala mümkündür. Bu nedenle sözleşme yalnızca yüzük yönünden imkansızlaştığından kısmi ifa imkansızlığından bahsedilebilecektir. Bu halde ifa imkansızlığı edimin bir kısmında olduğu için, alacaklı ve borçlu sadece imkansızlaşan kısım bakımından karşılıklı olarak sorumluluktan kurtulacaktır.

Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer. Bu durumda, tarafların anlaşamaması halinde Mahkeme karar verecektir.

COVID-19 Süreci ve Geçici İfa İmkansızlığı

İfanın önündeki engel gelecekte de ortadan kalkmayacak ise sürekli bir imkânsızlık hali mevcuttur. Salgın veya yürürlüğe giren geçici madde hükümleri gibi ifayı engelleyen durumların yalnızca bir süre var olması halinde ise geçici ifa imkansızlığından söz edilir. TBK m. 136 ve 137 hükmü esasen kalıcı imkânsızlığı ve bu nedenle borcun sona ermesini düzenler. Ancak koronavirüs salgınının özellikle kira sözleşmeleri, eser sözleşmeleri vb. gibi sürekli edimli sözleşmeler veya yasaklar sebebiyle bir süreliğine durdurulmak zorunda kalınan sözleşmeler yönünden geçici imkansızlığa yol açması beklenmektedir. Geçici ifa imkansızlığı Türk Hukuku’nda düzenlenmemiştir. Geçici imkânsızlık kural olarak borcu sona erdirmez, ancak geç ifa nedeniyle borçlu temerrüdü söz konusu olabilecektir. Bu da tarafların ifa etmeme sebebiyle tazminat istemleri ve sözleşmeden dönmeleri gibi durumlarla sonuçlanabilecektir. Bu hâlde, borçlunun temerrüdü kusursuz borçlu temerrüdüdür. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ve mücbir sebebin varlığını ve etkisini ispat ederek, sözleşmenin hükümsüz kalmasının ve alacaklının uğradığı zararları kendisinden istemesinin önüne geçebilir.

Bunun dışında COVID-19 salgınının sürekli bir imkansızlığa neden olduğu durumda ise yukarıda açıklanan ifa imkansızlığı ve sonuçları geçerli olacaktır.

SONUÇ

İçinde bulunduğumuz dönemde mağduriyetlerin giderilmesi ve açıklığa kavuşturulması için çalışmalar devam etmekte ve bu doğrultuda birçok geçici kanun maddesi ve çeşitli idari düzenlemeler yürürlüğe girmektedir. Birçok bilinmeyenin de mevcut olduğu bu dönemde her durumun ve her şartın ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Benzer özellik gösteren her olayın aynı sonuçlanmayabileceğine lütfen dikkat ediniz. Yukarıda belirtilen hususları göz önüne alarak bunlara uygun hareket etmenizi tavsiye ederiz.