Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinin Hukuki Geçerliliği ve Geçerlilik Koşulları Nelerdir?

Anonim şirket paylarının devrine ilişkin işlemler, uygulamada çoğu zaman tek bir sözleşme altında ele alınmakta; pay devrinin taraflar arasında kararlaştırılması ile pay sahipliğinin hukuken kazanılması arasındaki fark göz ardı edilmektedir. Bu durum, özellikle hisse devir vaadi sözleşmelerinde, sözleşmenin hukuki niteliği, bağlayıcılığı ve şirket bakımından doğurduğu sonuçlar konusunda ciddi tereddütlere yol açmaktadır.

Hisse devir vaadi sözleşmesi, payın devrine ilişkin nihai işlemin öncesinde akdedilen ve taraflara gelecekte pay devrini gerçekleştirme borcu yükleyen bir sözleşme niteliğindedir. Bu yazıda, hisse devir vaadi sözleşmesinin hukuki geçerliliği, hangi şartlar altında bağlayıcı olduğu ve hangi hâllerde pay sahipliği sonucunu doğurmadığı, borçlar hukuku ve şirketler hukuku kesişiminde ele alınmaktadır.

Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinin Hukuki Niteliği

Hisse devir vaadi sözleşmesi, hukuki niteliği itibarıyla borçlandırıcı bir işlemdir. Bu sözleşme ile taraflardan biri payı devretmeyi, diğer taraf ise payı devralmayı taahhüt eder. Ancak bu taahhüt, tek başına payın mülkiyetinin veya pay sahipliği sıfatının devralana geçmesi sonucunu doğurmaz.

Şirketler hukukunda pay devri iki aşamalı bir yapı arz eder. İlk aşama, taraflar arasında borç doğuran sözleşmesel ilişkiyi ifade eden borçlandırıcı işlemdir. İkinci aşama ise payın hukuken devrini sağlayan tasarruf işlemidir. Hisse devir vaadi sözleşmesi, bu iki aşamadan yalnızca ilkine karşılık gelir. Bu nedenle geçerli bir hisse devir vaadi sözleşmesinin varlığı, taraflar arasında bağlayıcı bir borç ilişkisi doğurmakla birlikte, pay sahipliği statüsünün devralana geçtiği anlamına gelmez.

Bu ayrım, uygulamada sıklıkla gözden kaçırılmakta; devir vaadi sözleşmesine dayanılarak pay sahipliği haklarının ileri sürülmesi veya şirketin bu sözleşme ile bağlı olduğu iddia edilmektedir. Oysa devir vaadi, kural olarak yalnızca sözleşmenin taraflarını bağlar.

Geçerlilik Şartları: Sözleşme Serbestisi ve Şekil Meselesi

Hisse devir vaadi sözleşmesinin geçerliliği bakımından ilk temel dayanak, Türk Borçlar Kanunu’nda kabul edilen sözleşme serbestisi ilkesidir. Taraflar, emredici hükümlere, kamu düzenine ve ahlâka aykırı olmamak kaydıyla, pay devrine ilişkin bir taahhütte bulunabilirler.

Şekil bakımından, hisse devir vaadi sözleşmesi için kural olarak kanunda öngörülmüş özel bir şekil şartı bulunmamaktadır. Ancak sözleşmenin konusunu oluşturan payın türü ve devrin hangi hukuki işlemle tamamlanacağı dikkate alındığında, yazılı şekil uygulamada fiilen zorunlu hâle gelmektedir. Özellikle senede bağlanmamış payların devri alacağın temliki hükümlerine tabi olduğundan, devir vaadinin yazılı olarak yapılması ispat ve geçerlilik bakımından önem arz eder.

Bu noktada altı çizilmesi gereken husus, devir vaadi sözleşmesinin şekil eksikliğinin, çoğu durumda pay devrinin değil; yalnızca taraflar arasındaki borç ilişkisinin geçerliliğini etkilediğidir. Zira pay devri henüz gerçekleşmemiştir; tartışma, gelecekte yapılması vaat edilen devrin bağlayıcılığına ilişkindir.

Sözleşmelerin Nispiliği ve Şirket Bakımından Etki

Hisse devir vaadi sözleşmesi, sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği, kural olarak yalnızca sözleşmenin tarafları arasında hüküm doğurur. Şirket, bu sözleşmeye taraf olmadığı sürece, devir vaadi ile bağlı değildir. Bu nedenle, pay sahiplerinin kendi aralarında akdettikleri bir devir vaadi sözleşmesine dayanılarak, şirketten pay defterine kayıt, genel kurula katılım veya oy hakkı kullanımı talep edilmesi mümkün değildir.

Uygulamada zaman zaman, pay sahiplerinin tamamının veya şirketi temsile yetkili kişilerin devir vaadi sözleşmesini imzalaması hâlinde, şirketin de bu sözleşme ile bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Ancak bu tür durumlarda dahi, şirket adına açık ve yetkili organ kararıyla yapılmış bir taahhüt bulunmadıkça, şirketin sözleşmenin tarafı hâline geldiği kabul edilmemelidir. Aksi yaklaşım, tüzel kişilik ilkesini zedeleyerek, pay sahiplerinin kişisel işlemlerinin doğrudan şirkete atfedilmesi sonucunu doğurur.

Bu çerçevede, hisse devir vaadi sözleşmesi, şirketi bağlayan bir “ön devir” işlemi değil; taraflar arasında ifa borcu doğuran bir hazırlık sözleşmesi olarak değerlendirilmelidir.

Esas Sözleşme ve Kanuni Sınırlamaların Devir Vaadine Etkisi

Hisse devir vaadi sözleşmesinin geçerliliği, her durumda pay devrinin fiilen mümkün olduğu anlamına gelmez. Pay devrinin esas sözleşme veya kanunla sınırlandığı hâllerde, devir vaadi geçerli olmakla birlikte, ifası hukuken imkânsız veya sınırlı hâle gelebilir.

Örneğin esas sözleşmede nama yazılı payların devrinin yönetim kurulu onayına tabi tutulduğu durumlarda, devir vaadine dayanılarak pay devrinin zorlanması mümkün değildir. Bu hâlde, yönetim kurulunun onay vermemesi, pay devrinin tasarruf aşamasında gerçekleşmesini engeller. Devir vaadi sözleşmesi ise taraflar arasında geçerliliğini korur; ancak borcun ifası imkânsızlaştığı ölçüde, borçlar hukuku çerçevesinde sorumluluk doğar.

Benzer şekilde, kanunda öngörülen geçici devir yasakları veya pay devrine ilişkin emredici sınırlamalar da devir vaadinin ifasını etkileyebilir. Bu tür durumlarda devir vaadi sözleşmesi, pay devrinin yasak olduğu süre boyunca ifa edilemez; ancak taraflar arasındaki borç ilişkisi, tazminat veya sözleşmeden dönme gibi sonuçlar doğurabilir.

Devir Vaadinin İhlali ve Hukuki Sonuçlar

Hisse devir vaadi sözleşmesinin ihlali hâlinde, ihlalde bulunan taraf bakımından borca aykırılık hükümleri gündeme gelir. Bu kapsamda, aynen ifa talebi, tazminat veya sözleşmede öngörülmüşse cezai şart talepleri söz konusu olabilir. Ancak aynen ifa talebi, pay devrinin hukuken mümkün olduğu hâllerle sınırlıdır. Kanuni veya esas sözleşmesel bir engelin bulunduğu durumlarda, aynen ifa yerine tazminat sorumluluğu ön plana çıkar.

Önemle belirtilmelidir ki, devir vaadinin ihlali, kural olarak pay devrinin gerçekleştiği veya pay sahipliği sıfatının kazanıldığı sonucunu doğurmaz. Devir vaadine rağmen pay devri yapılmamışsa, devralan pay sahibi sıfatını kazanamaz; yalnızca sözleşmeden doğan haklarını ileri sürebilir.

Sonuç

Hisse devir vaadi sözleşmesi, anonim şirket paylarının devrine ilişkin süreçte önemli bir işlev görmekle birlikte, hukuki etkisi sıklıkla yanlış değerlendirilen bir sözleşme türüdür. Bu sözleşme, pay devrini gerçekleştiren tasarruf işlemi değil; pay devrinin gelecekte yapılmasına yönelik borç doğuran bir ön sözleşme niteliğindedir. Bu nedenle geçerli bir devir vaadi sözleşmesinin varlığı, pay sahipliği sıfatının devralana geçtiği veya şirketin bu sözleşme ile bağlı olduğu anlamına gelmez.

Uygulamada hukuki güvenliğin sağlanabilmesi için, hisse devir vaadi sözleşmelerinin, esas sözleşmedeki devir sınırlamaları, kanuni yasaklar ve şirketin onay mekanizmaları dikkate alınarak kurgulanması gerekir. Aksi hâlde, taraflar arasında geçerli bir borç ilişkisi kurulmuş olsa dahi, pay devrinin fiilen gerçekleşememesi ve buna bağlı uyuşmazlıkların ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.

Anonim şirket paylarının devrine ilişkin işlemler, uygulamada çoğu zaman tek bir sözleşme altında ele alınmakta; pay devrinin taraflar arasında kararlaştırılması ile pay …

 İnanç Sözleşmesinin Hukuki Niteliği İnanç sözleşmesi, Türk hukukunda kanunda açıkça düzenmiş bir sözleşme tipi olmamakla birlikte, uygulamada özellikle şirket payları ve taşınmazlar …

Hissedarlar Sözleşmesi, bir şirketin ortakları arasındaki ilişkileri, hakları ve yükümlülükleri düzenleyen özel bir sözleşme tipidir Şirkete Özel Bir Anayasadır: Şirket ana sözleşmesinin …

Franchise Sözleşmesi, bir markanın iş modelini ve adını girişimcilere belli kurallar çerçevesinde kullandırdığı anlaşmalardır. Franchise, hem büyümek isteyen marka sahibine hem de …

Müteahhit açısından bir kat karşılığı inşaat sözleşmesini avantajlı hâle getiren en önemli faktörler; arsa payı üzerindeki kontrol, finansman bulma kolaylığı, projenin zamanlaması, …