• Medeni ve ticari arabuluculuk, ilk olarak, tarafların resmi mahkeme davasına bağlı maliyet ve zamandan kurtulma ihtiyacının karşılanmasına yardım etmek için, yirminci yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkmıştır. Arabuluculuk, inşaat, işyeri ve istihdam, aile, kamu hukuku, bedensel zarar, tıbbi ihmal, şirket ve ortaklık dâhil çeşitli iş sektörlerinde bilinir hale gelmiştir ve çok çeşitli sözleşme farklılıklarına uygulanmasının yanı sıra, genel olarak medeni hukukun gelişiminde giderek daha önemli hale gelen bir rol üstlenmiştir.
  • Türk Hukuku‘nda Arabuluculuk “6325 sayılı “Hukuk yuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu” ile hukuk sistemimize dahil olmuştur. Bu sayede, aslında toplumumuzda yeri çok eskiye dayanan bu sistemin hukuki düzende de yerini alması ve birtakım hukuki sonuçlar doğurması sağlanmıştır.
  • 12.10.2017 tarihinde kabul edilen İş Mahkemeleri Kanunu ile iş davalarında, dava şartı olarak zorunlu arabuluculuk getirilmiş ve bu sayede iş sözleşmeleri kapsamındaki iş davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvuru yapılması zorunlu hale getirilmiştir. Anılan değişiklik 25.10.2017 tarih ve 30221 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmış ve 01.01.2018 tarihi yürürlük tarihi olarak kabul edilmiştir.
  • Arabuluculuk, uyuşmazlığın, tarafların üzerinde karşılıklı anlaştıkları, taraflar arası iletişimi kolaylaştıran, bağımsız ve tarafsız, üçüncü bir kişi nezdinde müzakere edilerek çözümlenmeye çalışıldığı bir süreçtir. Taraflar istek ve taleplerini herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan özgürce dile getirebilirler.
  • Arabuluculuk hızlı ve ekonomik bir süreç olup, mahkemeye gidilmesi halinde doğacak, dava-icra masrafları, avukatlık ücretleri gibi vs. masraflar ödeme yükümlülüğünü bertaraf eder.
  • Arabuluculuk gönüllülük esasına dayanır. Taraflar veya taraflardan biri görüşmelere devam etmek istemez ise; arabuluculuk sona erer.
  • Arabuluculuk Tamamen gizlilik ilkesi dahilinde yürütülen bir süreçtir. Tarafların bu süreç için hazırlayıp sundukları bilgi ve belgeler, tüm katılımcılar için sıkı surette gizliliğe tabidir. İleride olası bir mahkeme sürecinde delil olarak ileri sürülemeyeceği gibi taraflar arabulucudan tanıklık etmesini de isteyemezler. Bu sayede taraflar korkusuzca ve özgürce fikirlerini ortaya koyarak ortak bir çözüm arayabilirler.
  • Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların uzlaşarak bir sonuca varmaları halinde düzenlenen sözleşme, taraflar için hukuken bağlayıcıdır. Taraflardan biri dilerse, mahkemeye başvurarak bu sözleşmenin icra edilebilmesine ilişkin şerh talep edebilir. Bu şerhi içeren sözleşme artık “Mahkeme Kararı” niteliğindedir.
  • Taraflar her aşamada özgür iradeleri ile arabuluculuk sürecini sonlandırabilirler. Arabuluculuğun anlaşma ile sonuçlanmaması halinde, Taraflar her zaman mahkemeye ya da diğer çözüm yollarına başvurma haklarına sahiptirler.
  • Arabuluculuk sürecine başvuru, diğer hukuki yollara başvurma hakkını ortadan kaldırmadığı gibi devam eden uyuşmazlığın çözümüne dair süreçlerde (mahkeme, tahkim vb.) arabuluculuk sürecinde geçirilen süre de, Kanunda belirtilen zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
  • Arabuluculuk süreci, anlaşma ile kabul edilecek sonuç itibariyle belirsiz değildir. Zira taraflar kendileri anlaşarak sonucu belirlemektedir. Yargıya intikal eden uyuşmazlıklarda sonuç karar verilinceye kadar taraflar bakımından belirsizdir. Bu bakımdan mahkeme sürecindeki belirsizlik arabuluculuk sürecinde yoktur. Bu nedenle risk ve sonuç taraflar bakımından kontrol edilebilir niteliktedir.