1- Şirketlerin Malvarlığı ve Borçlarında Ayrılık İlkesi

Şirketler hukukunun temel prensipleri uyarınca şirket ile ortakların malvarlıkları birbirinden ayrılmaktadır. Ayrılık ilkesi gereğince tüzel kişilik, kendisini meydana getiren kişilerle tüzel kişilik ile hukuki ilişki kuran üçüncü kişiler arasında bir nevi ‘perde’ oluşturmaktadır. Bunun sonucu olarak şirket borçlarından ortaklar sorumlu tutulamayacağı gibi, ortakların borçları için de şirkete gidilemez. Benzer şekilde, farklı tüzel kişiliklere sahip olmalarından ötürü, bir şirketin borçlarından dolayı başka bir şirket sorumlu tutulamayacaktır. Bu koruyucu fonksiyon, şirketlerin ve ortakların yürüttükleri faaliyetlerde sorumluluklarını sınırlandırmalarını sağlar. Fakat istisnai bazı hallerde sorumluluğun genişletilerek şirket haricindeki gerçek veya tüzel kişilere teşmil edilebilmesi söz konusu olabilecektir. İşte bu noktada gündeme gelen “organik bağ” kavramı, bir şirketin sorumluluğunu, farklı tüzel kişiliğe sahip başka şirketlere de etki edecek şekilde genişletmeyi mümkün kılar.

2- Organik Bağ Nedir?

Farklı tüzel kişiler arasında tam bir özdeşlik, ticari veya iktisadi bağımlılık ve bütünlük bulunmasa dahi, belli kriterlerin varlığı ve bu tüzel kişilerin birbirlerinin uzantısı olarak kabul edilmesi halinde “organik bağ” olgusundan söz edilir. Birden fazla şirket arasında organik bağın varlığı halinde bu durum yalnızca borçlardan birlikte sorumluluk sonucunu doğurmakla kalmaz; aynı zamanda bu ilişkili şirketlerin esasen tek bir işletmeyi oluşturdukları kabul edileceği için işçi alacakları, icra iflas meseleleri, vergi tahakkuku gibi konulardan da müştereken sorumlu tutulmaları riski vardır.

Organik bağın temelini TMK. md.2’deki dürüstlük kuralı oluşturur. Aynı çıkar grupları tarafından kurulan veya yönetilen şirketlerin tüzel kişiliklerinin kötüye kullanılması halinde bu kavram sayesinde kötüye kullanıma engel olunur. Organik bağın varlığı halinde, iki şirket sanki tek bir şirketmiş gibi değerlendirme yapılmaktadır. Organik bağın varlığı için malvarlıklarının karışması veya yetersiz sermaye şartları aranmadığı gibi tüzel kişiliklerin özdeş hale gelmesi de gerekmemektedir., kimi zaman iki ayrı tüzel kişilik arasında iktisadî veya ticarî bir bağımlılık, aynı kaderi paylaşma veya birlikte hareket olgusu gibi durumlar yeterli görülebilmektedir.

3- Hangi Hallerde Organik Bağın Mevcut Olduğu Kabul Edilir?

Bu tür bir bağın mevcudiyeti her somut olay bakımından ayrıca araştırılmaktadır. Fakat çeşitli Yargıtay kararlarından hareketle, şirket yöneticilerinin veya kurucuların kısmen yahut tamamen aynı olması, şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, aynı konuda veya aynı adreste faaliyet gösteriyor olmaları gibi yakın ilişkiye işaret eden farklı kriterlerin esas alındığı söylenebilir. Bu kriterler tahdidi olmayıp, hangilerinin yeterli görüleceği yine somut olaya göre değişmektedir. Buradan hareketle örnek kabilinden sayılabilecek diğer haller ise özetle aşağıdaki gibidir:

  • Şirketlerin aynı merkezden idare ediliyor olması,
  • Farklı şirketlerin ortakları arasında bulunan akrabalık ilişkisi,
  • Şirketlerin aynı müşteri çevresine hitap etmesi,
  • Şirkette çalışan kişilerin önemli ölçüde aynı oluşu,
  • Şirketler arasında devir ilişkisi olması,
  • Şirketler arası iktisadi bütünlük.

Belirtmek gerekir ki, organik bağın tespitine yönelik mutlak, bağlayıcı kriterlerin belirlenmesi güçtür. Şirketlerin organizasyonu mahkemece değerlendirilerek, kimi durumda bu ölçütlerden biri veya birkaçı organik bağın varlığı için yeterli görülebilirken, kimi durumda tanık beyanlarına başvurulması gerekebilir.

4- Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi ile Organik Bağ Arasındaki Farklar

1. Genel olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılması

Organik bağ teorisi ile benzer şekilde, sorumluluğun genişletilmesi için kullanılan bir diğer hukuki araç da tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasıdır. Bu teoride, gerekli şartların oluşması halinde, yine dürüstlük kuralından yola çıkılarak tüzel kişilik ile üyeler arasındaki ayrılık ilkesi göz ardı edilmektedir. Bunun sebebi, uygulamada sorumluluktan kurtulmak için dürüstlük kuralına aykırı biçimde tüzel kişiliğin arkasına sığınma hallerinin çokça görülmesidir.

Anglosakson ve Kara Avrupası hukuk sistemleri kökenli olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin asıl amacı, tüzel kişiler eliyle iyiniyet kurallarına aykırı şekilde gerçekleştirilen fiillerden ötürü yönetici ve ortakların sorumlu tutulabilmesini sağlamaktır. Görüldüğü üzere bu teori, şirketler hukukunun genel prensipleri olan şirketin sadece sermayesiyle sorumlu olması ve tüzel kişinin borçlarından dolayı ortaklara başvurulamaması kurallarının istisnasını oluşturmaktadır. İstisnalar dar yorumlanacağına göre, teorinin her olayda uygulanmasının önüne geçilmeli, yalnızca belli sınırlar dahilinde gerçek kişilerin sorumluluğuna gidilebilmelidir.

Doktrindeki hakim görüşe göre, tüzel kişilik perdesinin kaldırılabileceği üç hal bulunmaktadır:

  1. Şirket ortaklarının malvarlıkları ile şirketin malvarlığının birbirine karışarak özdeş hale gelmesi,
  2. Yabancı yönetim sebebiyle hakim ortak korunurken diğer ortaklar ve alacaklıların zarar görmesi,
  3. Özkaynak yetersizliğinin bilinmesine rağmen üçüncü şahıslardan gizlenmesi.

Belirtilen bu hallerin varlığı halinde, perdenin kaldırılması yoluna gidilerek ortakların sorumlu tutulması mümkündür.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin gündeme geliş amacı esasen tek ortaklı şirketler ile hâkim ortağın bulunduğu şirketler için tek/hâkim ortağın tüzel kişiliğin arkasına saklanarak sorumluluktan kurtulmasını engellemektir. Doktrinde, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının üç değişik şekilde mümkün olabileceği ifade edilmektedir:

Perdenin düz (doğrudan) kaldırılması: borçlu şirketin yanında hâkim veya tek ortağın da sorumlu tutulmasıdır.

Perdenin ters kaldırılması: borçlu hâkim ortağın yanında şirketin de sorumlu tutulmasıdır

Perdenin çapraz kaldırılması: kardeş şirketler arasında söz konusu olmaktadır ve aynı ana (hâkim) şirkete bağlı yavru (bağlı) şirketler arasındaki perde kaldırılır. Önce yavru şirketlerden biri ile ana şirket arasındaki perde kaldırılarak ana şirkete ulaşılmakta, daha sonra ana şirket ile  diğer yavru şirket arasındaki perde kaldırılmaktadır. Böylece aynı ana şirkete ait iki yavru şirketten birinin borcu için diğerinin malvarlığına el atılabilmesi mümkün hale gelmektedir.

2. Organik bağ ile perdenin kaldırılmasının farkları

Görüleceği üzere hem tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi, hem de organik bağ kavramı esasen hakkın kötüye kullanılması yasağı ile dürüstlük kuralına dayanmaktadır. Her ne kadar bu iki kavram birbirine benzese de birlikte değerlendirildiklerinde aralarındaki farklar netleşecektir.

Şöyle ki,

  • Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi çoğunlukla alacaklıların şirket ortaklarının sorumluluğuna gidebilmesini sağlarken, organik bağ kavramı belli koşulların varlığı halinde farklı şirketlerin aynı borçtan sorumlu tutulmasını sağlar. İlk halde gerçek kişi ortaklarla tüzel kişi arasında bir sorumluluk ilişkisi doğarken, ikinci halde ilişkili birden çok tüzel kişinin aynı borçtan sorumlu olması söz konusudur.
  • Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde özellikle iktisadi bütünlük gibi, daha ağır şartlar aranmaktadır. Oysa organik bağın tespiti için aranacak emareler her somut olaya göre değişmektedir ve Yargıtay bu konuda daha basit olguların varlığını dahi yeterli görebilmektedir.

Kimi durumlarda organik bağ için gerekli şartların mevcut olduğu kabul edilse dahi, kötüniyet ispat edilemediğinden tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluna gidilemeyebilecektir. Örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bir olayda tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının daha somut bulgulara dayandırılması gerektiğini belirtmiştir: “Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için taraflar arasındaki organik bağ yeterli olmayıp, aynı zamanda alacaklıdan mal kaçırma amaçlı kötüniyetli işlemler yapıldığının somut verilere dayalı olarak tespit edilmesi gerekir.” (11 HD, 10.03.2014 T., 2013/15772 E., 2014/4589 K.)

  • Organik bağ ile yukarıda sözü edilen perdenin çapraz kaldırılması arasındaki en önemli fark, perdenin çapraz kaldırılması yoluna gidilebilmesi için iki şirket arasında iktisadî bütünlük şartı aranırken organik bağın varlığı açısından böyle bir şartın aranmamasıdır.

Sonuç

Şirketler hukukunda tüzel kişiler, kendilerini meydana getiren ortakların malvarlıklarından ve kişiliklerinden ayrı, bağımsız bir varlığa sahip yapılar olduğundan sınırlı sorumluluk ilkesi hakimdir. Bu sebeple ana kural, tüzel kişinin borçlarından ötürü gerçek kişi ortağın sorumlu tutulamamasıdır. Fakat bazı hallerde, geçek kişi ortakla tüzel kişinin varlıklarında meydana gelen karışma yahut bütünlük, sorumluluğun genişletilmesine sebep olabilecektir.

Sorumluluğun genişletilmesi için başvurulan hukuki araçlardan ilki organik bağın tespiti olup, bu halde birbirinden farklı tüzel kişilerin aralarındaki ilişki sebebiyle aynı borçtan sorumlu tutulması söz konusu olur. Bir diğer yöntem ise tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasıdır. Bu durumda da tüzel kişi ile gerçek kişi arasındaki iktisadi bütünlük sebebiyle, alacaklılar diğer ortakların (özellikle hakim ortağın) malvarlığına el atabilecektir. Organik bağın varlığı için aranan şartlar daha hafiftir ve ispatı daha kolaydır. Çoğunlukla perdenin kaldırılması ile organik bağın şartları aynı anda gerçekleşir. Fakat tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yolu, organik bağa kıyasla daha avantajlı olacaktır. Çünkü organik bağ yalnızca kardeş şirketin malvarlığına el atmayı sağlarken, perdenin kaldırılması teorisi sayesinde kardeş şirketin ortaklarının malvarlığına el atmak da mümkün hale gelmektedir. Aynı olayda her iki kavrama da müracaat edilebilmektedir.

Organik bağın varlığı halinde, iki şirket sanki tek şirketmiş gibi hüküm kurulur ve aynı borçtan diğer şirket de sorumlu tutulur. Bir şirkete ait belgelere diğer şirkette rastlanması, şirketlerin adreslerinin aynı olması/aynı merkezden idare edilmeleri, şirketlerin faaliyet konularının ve hitap ettiği müşterilerin aynı olması, şirket yöneticilerinin/ortaklarının aynı olması yahut bu kişiler arasında akrabalık ilişkisi bulunması, şirketler arasında iktisadi bir bütünlük olması, Yargıtay’a göre organik bağın varlığına işaret eden bazı hallerdendir.