Gelişen teknoloji, mal ve hizmetlerdeki gelişimi ve çeşitliliği hızla arttırmaktadır. Bununla birlikte mal ve hizmet sağlayanların kusurdan veya ayıptan kaynaklanan sorumlulukları da aynı nispette artmaktadır. Dolayısıyla, sorumluluğun tarafların anlaşmasıyla sınırlandırılması ve kaldırılabilmesi artık ticari hayatın bir ihtiyacı haline gelmiştir.

Tarafların sözleşme akdedilirken sorumluluklarının sınırlarının ne olacağını öngörebilmek ve maddi risklerini yönetebilmek amacı ile bu tip düzenlemelere yönelmeleri, işletmenin devamını sağlayabilmek açısından bir gerekliliktir.

Ticari hayatın gereği olan bu işlem, taraflardan zayıf olan yani zarar gören bakımından öngörülemeyecek nisbette bir kayba yol açma riski taşıdığından, bu tip anlaşmalar belirli kanuni sınırlamalara tabi tutulmuştur. Böylece, hem Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) Md. 19 uyarınca “tarafların gerçek ve ortak iradeleri” öncelikli sayılmış -yani bu tip sorumluluk sınırlamalarına izin verilmiş- hem de kanunun emredici hükümlerine aykırı sözleşmelerin geçersizliği kuralına paralel olarak taraflardan birinin hakkaniyete aykırı biçimde zarar görmesi engellenmiş -yani bu sınırlamalara “sınır” getirilmiştir-.

Sorumsuzluk Anlaşmalarının Hukuki Mahiyeti

Kural olarak Sorumsuzluk Anlaşması; sözleşmeye aykırı hareketten doğan ve zarara yol açan, alacaklı ve borçlu arasında en geç zararın doğumundan önce, açık yahut örtülü şekilde yapılan ve ilerde alacaklı yararına ortaya çıkma ihtimali bulunan tazminat isteminin oluşmasına kısmen ya da tamamen engel olan hukuki işlemdir.

Sözleşmenin ihlalinden doğan sorumluluğu ortadan kaldıran bu Sorumsuzluk Anlaşmaları uygulamada çoğunlukla taraflar arasındaki esas sözleşme kapsamında düzenlenen bir yan anlaşma şeklinde (sorumsuzluk kaydı) kurulmaktadır. Uygulamada kısmi sorumsuzluk kayıtlarını, sorumluluğun belli bir bedel ile sınırlanması şeklinde görmekteyiz.

Sorumsuzluk Anlaşması, borçlu yönünden kazandırıcı olan iki taraflı bir tasarruf işlemidirGerçekten de tek taraflı beyan niteliğinde olan bir Sorumsuzluk Anlaşması benzeri işlem (bu gibi durumlarda iki taraflı irade uyuşması söz konusu olmadığı için bunlara teknik olarak Anlaşma demek mümkün olmayacaktır) geçerli sayılamayacaktır. Bu tek taraflı beyana örnek olarak, bir otoparktaki hırsızlıklardan sorumlu olmayacağını duyuru yoluyla ifade eden AVM yönetimlerini verebiliriz. Yani Sorumsuzluk Anlaşması kaydının geçerli olması için alacaklının, sözleşmeye aykırılık ve zarar halinde borçlunun sorumluluğundan tek taraflı olarak vazgeçtiğini beyan etmesi yeterli olmayacaktır.  Geçerlilik için karşı tarafın da bunu kabulü gerekir. 

Bu noktada, bu tip anlaşmaların aynı zamanda örtülü yapılabildiği hususu iyi değerlendirilmelidir.  Örtülü yapılabilecek olan Sorumsuzluk Anlaşması’nın geçerliliği tarafların açık iradelerinin mevcudiyetinin ispatına bağlı olacaktır.

Kademeli bir Sorumsuzluk Kaydı Örneği

Yukarıda bahsi geçen sorumsuzluk kaydı şeklinde yapılan bir Sorumsuzluk Anlaşması örneği olarak:

“İşbu SÖZLEŞME’nin 12. maddesinde yer alan SATICI’nın beyan ve taahhütlerin gerçeği yansıtmaması ya da bunlara uymaması durumunda SATICI, ALICI’nın söz konusu aykırılık nedeniyle uğrayacağı zararını tazmin edeceğini beyan, kabul ve taahhüt eder. SATICI, ALICI açısından bir veya birden fazla aykırılıktan doğan zararın toplam 1.000.000 (birmilyon) Türk Lirasını aşan kısmından burada düzenlenen tazmin yükümlülüğü kapsamında sorumlu olacaktır. Her halde ALICI’nın işbu maddeden kaynaklanan tazminat sorumluluğu Satış Bedeli’nin %20’sini aşmayacaktır”.

Bu örnekte sorumluluğun kısmi olarak sınırlandığını, sınırın ise belli bir miktar ile çizildiğini bu miktarı aşan zararlar için ise asıl sözleşme bedeli üzerinden yüzde cinsinde ikinci bir sınıra tabi tutulduğunu görmekteyiz.

Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ihlali durumunda ortaya çıkacak sorumluluğu ortadan kaldıran bu anlaşmalar, borçlunun yükümlülüklerine yerine getirme ve bu yükümlülükleri yerine getirirken göstermesi gereken özen borçlarını ortadan kaldırmaz.  Ortadan tamamen yahut kısmen kaldırılan bu ihlaller sonucunda ortaya çıkan zararın tazmin sorumluluğudur.  Bu hukuki nüansın sonucu ise şudur: borçlu yerine getirmekle yükümlü olduğu borçları Sorumsuzluk Anlaşması kalkanına güvenerek yerine getirmez yahut gerekli özeni göstermez ise, kendi yükümlülükleri bakımından “ağır kusur” meydana gelecek ve böylece Sorumsuzluk Anlaşması kalkanı da ortadan kalkacaktır.

Sorumsuzluk Anlaşmalarının düzenlendiği TBK Md. 115’e göre;

  • Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
  • Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
  • Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.

Ana ve genel düzenleme olan bu madde hükmü, bu gibi bir durumda bize evvela şu analizleri yapmamız gereğine işaret eder:

  • “Ağır kusur” kapsamına girecek haller için sözleşmenin detaylı analizi yapılmalı, sözleşmenin asıl amacı ortaya koyulmalı ve tarafın ifası bu amaç kapsamında değerlendirilmelidir.
  • Sözleşmenin doğasında bir “hizmet sözleşmesi” tipi bulunup bulunmadığı değerlendirilmeli, sözleşme karma bir sözleşme ise hangi tipin ağır bastığı ortaya koyulmalıdır.
  • Hafif kusurdan dahi sorumsuzluk kaydını kabul etmeyen sınırlı alandaki hizmet, sanat yahut meslekler bakımından tazminata yol açan iş ve işlemlerin ne derece uzmanlık alanı çemberine dahil olduğu detaylı şekilde değerlendirilmelidir.

Belirtmek isteriz ki ana düzenleme olan TBK Md. 115 hukuken “genel” bir düzenleme sayılmakta, örneğin TBK Md. 221 kapsamındaki taşınır satışına özgü Sorumsuzluk Anlaşması özel hükmüne göre ikincil bir düzenleme olarak kabul edilmektedir.

Taşınır satışına özgü TBK Md. 221’e göre, “Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.” Konu hakkında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2015 tarihinde verdiği bir kararında, “…satıcının sorumsuzluk anlaşması ile sorumluluğunu kaldıramayacağı hallerin sadece ayıbın gizlenmesi ile sınırlı olmayacağını; satıcının ayıplı malın devrinde ağır kusurlu sayılacağı her halde bu hükmün uygulanacağını…” belirtmektedir.

Sorumsuzluk Anlaşmaları ile ilgili bir uyuşmazlık söz konusu olduğunda atılması gereken hukuki adımları kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Öncelikle taraflar arasında akdedilen sözleşmenin niteliği ortaya koyulmalı;
  • Sözleşme tipi göz önünde bulundurularak uygulanması gereken hükümler belirlenmeli;
  • Durumun gereğine söre Sorumsuzluk Anlaşması’nın geçerliliği yahut geçersizliğine dair analiz yapılmalı;
  • Tarafların tüm yükümlülükleri kusurun ağırlığı kapsamında değerlendirilmeli, ve tüm bu analizin sonucuna bağlı olarak hareket edilmelidir.