GİRİŞ

Tebliğ işlemi, hukuki işlemlerin kanunda öngördüğü şekilde muhatabına kanunda öngörüldüğü şekilde yazılı olarak bildirimi olup, bu işlemin usulsüz olarak gerçekleştirilmesi veyahut gerçekleştirilen işlemin yok hükmünde olması ile, hileli bir davranış ile tebliğ işleminin gerçekleştirilmesi neticesinde doğabilecek sonuçlar aşağıda incelenmiştir.

Tebliğ Kavramı ve Unsurları

Tebliğ, hukuki işlemlerin kanunda öngörüldüğü şekilde muhatabına veya muhatap adına kabule kanunen yetkili şahıslara yazılı olarak bildirimi ve bu bildirimin yapıldığının, kanunda öngörüldüğü şekilde belgelendirilmesi işlemidir.[1]

Tebliğin unsurları, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nda düzenlenmiş olup, buna göre yazılı bildirim ve işbu bildirimin belgelendirmesi, gerekli olan iki temel unsurdur.

Bu unsurlardan birinin bulunmaması halinde ‘’Tebliğ Yokluğu’’, gerçekleştirilmiş olan tebligatın Kanun hükümlerine aykırı olarak yapılması halinde ‘’Usulsüz Tebligat’’ söz konusu olacaktır.

Başka bir deyişle, ‘’Tebliğ Yokluğu’’ ile ‘’Usulsüz Tebligat’’ kavramlarının farkı: usulsüz tebligattan bahsedebilmek için usule aykırı tebliğ edilmiş olsa dahi bir tebligat mevcut iken, tebligatın kurucu unsurlarından olan yazılı bildirim ve belgelendirme unsurlarının bir arada bulunmaması halinde tebliğin yokluğu söz konusudur.

Tebligat hilesi ise, tebliğin gerçekleştirilmesi esnasında hileli bir davranışa başvurularak, tebliğ işlemine bağlanan hukuki sonuçların muhatap adına gerçekleşmesinin hedeflenmesidir.

Usulsüz tebligat veyahut tebliğ yokluğu gündeme geldiğinde, kanunun tebliğe bağladığı hukuki sonuçların doğması mümkün değildir. Tebligat hilesinde ise, hileli davranışla tebliğ işleminin usulüne uygun olarak gerçekleştiği yanılgısı ile, kanunda tebliğe bağlanan sonuçları gerçekleşmiş olabilir. Bu halde, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Madde 374 ve devamı hükümlerinde öngörülen ‘’Yargılamanın Yenilenmesi’’ müessesi gündeme gelecektir.

Usulsüz Tebligat

Tebligat Kanunu ve ilgili kanun hükümlerinde öngörülen usullere aykırı olarak yapılmış tebligat, usulsüz tebligattır.

Tebligatın usulsüzlüğü, birçok sebepten kaynaklanabilmektedir. Örneklendirmek gerekirse; tüzel kişinin yetkili olmayan temsilcisine, dış görünüşe göre 15 yaşından küçük olanlara, vekil ile takip edilen işlerde asile tebliğ yapılması, avukatın yazılı onayı olmadıkça stajyer avukata tebligat yapılması, gibi hallerde usulsüz tebliğ işleminin varlığından söz edilebilecektir.

Usulsüz yapılan tebligata bağlanan sonuçlar Tebligat Kanunu’nun 32. Maddesi ve Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 53. Maddesinde düzenlenmiştir.

Buna göre: tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa dahi, muhatap tebliği öğrenmişse, tebliğ geçerli sayılır. Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi sayılacaktır.

Başka bir deyişle, usulsüz tebliğin geçerli hale gelebilmesi için muhatabın, usulsüz tebliği öğrendiğini beyan etmesi gerekmektedir. [2] Muhatabın, usulsüz tebligattan haberdar olması üzerine, tekrar usulüne uygun olarak tebligat çıkartılmasını isteme hakkı bulunmaktadır.

Muhatap, usulsüz tebliğden hiç haberdar olmaz ise, tebligat yapılmamış sayılacaktır. Tebliğin usulüne aykırı yapılmış olması halinde, muhatabın tebliği öğrendiğinin ve bunun tarihinin iddia ve ispatı mümkün değildir. Yine bu kapsamda, Yargıtay içtihatları uyarınca da, muhatabın tebliği öğrendiğinde ilişkin olarak tanık dinletilmesi mümkün değildir.[3]

Tebliğ Yokluğu

Yukarıda değinildiği üzere; tebliğ işleminin yazılı bildirim ve bu bildirimin yazılı olarak belgelendirilmesi olarak iki unsuru bulunmaktadır. Tebliği çıkaran merciin muhataba bildirilmesi gereken evrakın, muhataba veya onun adına tebliği kabule yetkili kişilere verilmesi sonucu bilgilendirme unsuru, yazılı bildirimin kanunda öngörüldüğü şekilde yapıldığına dair tutanağın düzenlenmesi ile de belgelendirme unsuru gerçekleşmiş olur. Somutlaştıracak olursak, tebliğ mazbatalı kapalı zarfın arka yüzündeki matbu tutanağın boş kısımlarından ilgili olanlarının kanunda öngörüldüğü şekilde doldurulup tarih yazılarak imzalanması belgelendirme unsurunu meydana getirir.[4] Bu iki unsurun bir araya gelmesi ile de tebliğ işlemi tamamlanmış olur. [5]

Bu iki unsurdan herhangi birinin bulunmaması halinde, tebliğ yokluğu gündeme gelecektir. Tebliğ yokluğu halinde, tebliğ işleminin hukuki sonuçlarının doğurması mümkün değildir. Bu nedenle tebliğ yokluğu halinde unsurları tam ve kanuna uygun bir tebligat işleminin yapılması gerekecektir. [6]

Tebliğ işleminin yokluğu, herkes tarafından her zaman ileri sürülebileceği gibi, hakim re’sen tebliğ işleminin yokluğunu dikkate almak zorundadır. Yokluğun ileri sürülmesi, tebligat işlemini gerçekleştiren makamın işlemlerine karşı izlenecek prosedüre göre gerçekleştirilir. Usulsüz tebligat söz konusu ise, tebliğ gerçekleştirilen muhatabın buna yönelik itirazı ileri sürmesi gerekmektedir, bu husus kendiliğinden dikkate alınmaz. 

Tebligat Hilesi

Tebligat Hilesi, başka bir deyişle hileli tebligat, yukarıda değinildiği üzere tebliğin gerçekleştirilmesi esnasında hileli bir davranışa başvurularak, tebliğ işlemine bağlanan hukuki sonuçların muhatap adına gerçekleşmesinin hedeflenmesidir.

Hileli tebligat işlemi kanunda tanımlanmamış olmakla birlikte, Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte öngörülen tebligat usullerinin, hukuka uygun bir görünüm altında ancak dürüstlük kuralına aykırı olarak gerçekleştirilerek muhatabın, tebliğ işlemi sonucunda gerçekleşecek olan hukuki işleme karşı sahip olduğu hakları kullanmasının bertaraf edilmesinin hedeflenmesi olarak tanımlanabilir.

Yargıtay içtihatları uyarınca: muhatabın tebligata salih adresini bildirmiş olmasına rağmen, tebliğ talep edenin bu yönü gizleyerek muhatap adına ilanen tebligat yaptırması[7], vefat eden davalı hakkında mirasçılar davaya dahil edilmeden, müteveffaya tebligat yapılmış gibi gösterilmesi[8] gibi haller hileli tebligat olarak değerlendirilmiştir. Tebligatın hileli olarak gerçekleştirildiğinin, muhataplar bakımından iddia ve ispat olunması gerekmektedir.

Hileli tebligat gerçekleştirilmiş ise, muhatap 6100 Sayılı Kanunu’nun 374. ve devamı maddelerinde öngörülen ‘’Yargılamanın Yenilenmesi’’ müessesine başvurabilecektir.

Yargılamanın yenilenmesi, kesin olarak verilen veyahut kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulacak olan bir müessesedir. Kanunun 375. Maddesinde, yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurabilecek olanlar bildirilmiş, madde hükmünün h fıkrasında: ‘’Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.’’ İfadesin yer verilmiştir. Bu bağlamda, hileli tebligat yolu ile lehine karar veren taraf hakkında, kararın muhatabının yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurması mümkündür.

Yargılamanın yenilenmesi süresi, hilenin farkına varıldığı veyahut karardan haberdar olunduğu tarihten itibaren üç ay ve herhalde hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır. Yargılamanın iadesi, kararı veren mahkemece incelenecektir. İnceleme sonunda, dayanılan yargılamanın iadesi sebebi sabit görülürse, yeniden yargılama yapılarak ortaya çıkacak duruma göre verilmiş olan karar onanır veya kısmen yahut tamamen değiştirilir.

Yargılamanın iadesi davası, hükmün icrasını durdurmayacaktır. Ancak dava veya hükmün niteliğine ve diğer hâllere göre talep üzerine icranın durdurulmasına ihtiyaç duyulursa, yargılamanın iadesi talebinde bulunan kimseden teminat alınmak şartıyla iade talebini inceleyen mahkemece icranın durdurulması kararı verilebilir.

SONUÇ

İzah olunduğu üzere, hukuki işlemlerin kanunda öngördüğü şekilde muhatabına kanunda öngörüldüğü şekilde yazılı olarak bildirimi olan tebliğ işleminin, Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte öngörülen usullere uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Mevzuatta öngörülen unsurlardan birinin bulunmaması halinde ‘’Tebliğ Yokluğu’’, tebligatın öngörülen usule aykırı olarak gerçekleştirilmiş olması halinde ‘’Usulsüz Tebligat’’ ve son olarak, hileli bir davranışta bulunmak suretiyle tebligat gerçekleştirilmesi halinde ise hileli tebligatın varlığından söz edilebilecektir.

Tebliğ yokluğu halinde tebligatın mevzuata uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi, usulsüz tebligatın varlığı halinde muhatabın tebliğ aldığını bildirdiği tarihin esas alınması, hileli tebligat halinde ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca ‘’Yargılamanın Yenilenmesi’’ müessesine başvurulması gerekmektedir.


[1] Muşul, Tebligat, s. 45; Muşul, İcra, s. 161-162.

[2] Yargıtay 11. HD. 2010/6291 E. 2010/6117 K.

[3] Yargıtay 12. HD, 25.09.2003, E.2003/14652, K. 2003/18453; 12. HD, 01.12.2000, E. 2000/18136, K. 2000/18872 (Muşul, Tebligat, s. 509)

[4] Güneş, İÜHFM C LXXIV, S.1. 2016, s. 223

[5] Muşul, Tebligat, s. 51

[6] Güneş, İÜHFM C LXXIV, S.1. 2016, s. 223

[7] Yargıtay 4. HD, 1980/11279 E., 1981/142 K.

[8] Yargıtay 16. HD, 2016/5964 E., 2016/5095 K.